Eğitimin Evrensel İlkeleri (1. bölüm)

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz.

Eğitimin Evrensel İlkeleri (1. bölüm)

                  İnsanlık ailesi olarak gezegeni birlikte paylaşıyoruz. Çok farklı yaşam biçimlerine sahip olduğumuz topluluklarla, tarihin aynı döneminde dünyaya geldiğimiz için paylaşmak durumunda olduğumuz birçok ortak noktamız var. Küresel bir felaket ile karşı karşıya kaldığımızda hangi inanca, dile, dine, ırka sahip olursak olalım, insanlık ailesi ile birlikte etkileniyoruz. Aynı çağda yaratılmış olmak, yakın ya da uzak diyarlardaki insanlarla, bilgi, kültür ve yaşayış olarak bizi karşılıklı bir etkilenim içinde bırakıyor. Bu etkilenim, bazen önceki çağlarda yaşamış ecdadımızın mı yoksa çağdaşlarımızın mı daha fazla etkisi altında olduğumuz sorusunu sordurabiliyor.

  Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz...

                  Sözü eğitime getirmeye çalışıyorum. Sadece kendi ülkemizdeki değil, uzak diyarlardaki iyi ya da kötü eğitimli insanlar hayatımızı çok yakından değiştirebilme potansiyeline sahip. Kötü eğitilmiş birileri canlı bomba olup sizi hayattan, ya da sevdiklerinizi sizden koparabilir. Hiç tanımadığınız, iyi eğitilmiş birilerinin buluşu hayatınızı çok kolaylaştırabilir, sizi hayata döndürebilir.

Dolayısıyla eğitim küresel bir olgudur , bütün ülkeler için son derece önemli ve bulaşıcıdır. Bir ülkedeki iyi eğitim de kötü eğitim de diğer ülkeleri olumlu ya da olumsuz olarak doğrudan etkileyici niteliktedir.

Eğitim açısından küresel düzeyde ne durumdayız?

Kuşkusuz çok iyi olunan alanlar var. Ama ben bu yazıda biraz olumsuzluklara dikkat çekmek istiyorum.

Batıya baktığımızda, dünyanın geri kalanından iki kat daha fazla okul cinayetlerinin görüldüğü ABD’de okullar gittikçe kışlaya dönüşüyor. Küçücük çocukları, gençleri öldürenler çoğunlukla sınıf arkadaşları. Çocuk yaşta cinsellik, çok küçük yaşlarda kumar, içki, esrar alışkanlıkları, kopan aile bağları, sokak çocukları, bayramlarda bile hatırlanmayan büyükler…

Doğuda da durum farklı değil. Suç oranları Batıdaki kadar yüksek olmasa da kişilik vermeyen, hayata hazırlamayan, özgür düşünceyi değil çoğunlukla sadece ezberciliği dayatan, hayattan kopuk eğitim sistemleri…

İslam dünyasında ise Aliya İzzet Begoviç’in birbirinden kopukluk dışında işaret ettiği en temel diğer sorun eğitimdir.

                     Bir ülkedeki iyi eğitim ya da eğitimsizlik bütün ülkeleri yakından etkileyici nitelikte ise, hangi din, dil, ideoloji, inanış, ırk ve renkten olursak olalım, nasıl bir insan profiline sahip olunacağı üzerinde genel bir konsensüs olmalı. Aksi takdirde insanlık ailesi olarak hep birlikte tehlikedeyiz demektir. Daha yaşanabilir, huzurlu, müreffeh bir dünya için eğitimin evrensel ilkeleri olmalı. Bu ilkeleri arayışa, eğitimin amacını sorgulayarak başlayabiliriz.

Eğitimin amacı kişiyi hayata hazırlamak olmalı. Nasıl bir eğitim istediğimiz, aslında hayata nasıl baktığımızla, hayat felsefemizle yakından ilgilidir. Eğitim felsefemiz hayat felsefemizin bir uzantısıdır. Eğer haksızlıkların daha az yaşandığı, kötülüklerin daha az olduğu, farklılıklara daha fazla saygı gösterildiği, insanların daha erdemli olduğu, daha yaşanabilir bir dünya özlemimiz var ise, eğitim de bu amacı sağlayıcı nitelikte olmalıdır. Eğitim sadece okulda eğitim ya da modern eğitim demek değildir. Bu nedenle okul, ifade ettiğimiz amacı gerçekleştirmenin tek yolu değil, sadece vasıtalarından biridir.

                    Hayata dair ortak bir kaygıyı taşıyor, yukarıda ifade ettiğimiz genel amacı paylaşıyorsak,  insanlık ailesi olarak, farklılıklarımızı koruyarak, herkesin iyiliğine olacak eğitimin evrensel ilkelerine sahip olabiliriz. Bu temel ilkeler neler olabilir?

  1. Adalet bilinci veren bir eğitim

                   Nasıl bir zaman diliminde yaşıyor olursak olalım (geleneksel, modern, postmodern ya da gelecekte farklı tanımlanacak bir zaman diliminde), kendimizi nasıl tanımlarsak tanımlayalım, eğitim insanlara öncelikle adalet duygusu vermeli. Hz. Ömer’in ifadesiyle “adalet mülkün(düzenin, sistemin, devletin) temelidir”. Alman düşünür Kant’ın ifade ettiği gibi “adalet kalkarsa, insan hayatına değer verecek bir şey kalmaz” çünkü. Önce adalet ki özgürlük de eşitlik de onda mündemiçtir. Kuşkusuz adaletin ne olduğu, neyin hak, neyin haksızlık olduğu üzerinde insanlık ailesinin bireyleri olarak hemfikir değiliz. Ama adaletin temel sütunları az çok bellidir. Bütün dinlerde, inanışlarda, ideolojilerde öldürmemek, çalmamak, meşru yollardan kazanmak, kötü muamelede bulunmamak üzerinde az çok bir uzlaşı vardır. Bu çerçevede ilk, orta, lise, üniversite düzeylerinde, ya da her tür eğitimde öğrencilere verilmesi gereken birinci ilke çalışarak, hak ederek kazanmak olmalıdır, haksız bir şekilde köşeyi dönmek değil. Adalet, en iyi tersi olan zulüm üzerinden anlaşılır denir. Bir an için herkesin, çalışmadan, kurallara uymadan sonuç elde etme peşinde koştuğunu düşünelim. Oluşacak kaosu hayal edebiliyor musunuz?

Eğitim sürecinde eksik kalan bilgi, görgü, tecrübe açığı daha sonra kapatılabilir. Ama eğitim sürecinde oluşacak adalet açığı (hak etmeden kazanma duygusu),  hayat boyu kapatılamaz.

Adalet duygusu, öğrencilerde, eğitim döneminde bilgi üzerinden değil, daha çok eğitim sistemi ve eğiticilerin davranışları ve hayat pratiği üzerinden yükselir. Bu çerçevede adalet bilgi düzeyinde değil, duygu, bilinç ve inanç düzeyinde benimsenmelidir. Yol açacağı sorunlar bilinerek adaletsizlikten, zulümden, haksızlıktan kesin ve keskin bir inançla kaçınılmalıdır.

  1. İnsanı hüsnü zan, pozitif bakış sahibi yapan bir eğitim

               Eğitim, iyi kalpli, iyi ruhlu, hayata pozitif bakan bireyler yetiştirmelidir. Daha hayatının baharında olmasına rağmen, her şeye kötümser bakan, çözümü değil adeta çözümsüzlüğü kutsayan, karamsar, umutsuz ve başkalarına da sürekli güvensiz yaklaşan gençler görüyorum. Böyle bir hayat nasıl çekilir? Böylesi bir negatif bakışla hangi güzellik inşa edilir? İnsan güzel görmeli, güzel bakmalı ki güzel düşünsün. Elbette “iyi”nin, “güzel”in ne, “iyi insanın” kim olduğu belirli oranda farklı kültürlere ve inanışlara göre değişecektir. Ama kötümser olmak için fazlasıyla nedenimizin olduğu bir dünyada, iyi insan yetiştirmeyi amaçlamak başlı başına değerlidir. Hayata pozitif bakmanın, insanın özünde iyi olduğunun, iyi davranma gereğinin içselleştirilmesi, insanın kendisiyle, çevresiyle ve diğer insanlarla barışık olmasının en temel koşuludur.

Hayata pozitif bakmak, iyilik düşünmek çok değerli olmakla birlikte “adalet”, “iyi” den önce gelir.

Haftaya devam edelim.



Әlaqәli Xәbәrlәr