Yerlileşen Oryantalizm

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret Bülbül’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz.(Küresel Perspektif_47 (21.11.2018)

Yerlileşen Oryantalizm

  Batılı araştırmacıların, bir boyutu ile emperyalizm ile ilişkili, diğer boyutu ile egzotik görülen Doğu toplumlarının siyasal, sosyal, kültürel, dini, etnik, antropolojik vb yönlerine yönelik yaptıkları çalışmalar Oryantalizm olarak adlandırılır. Kavram, Doğu toplumlarına dışardan, üstten bakan ve onu etken bir özne değil, edilgen bir nesne olarak gören yaklaşımlar için olumsuz bir anlam da içermektedir.

  Oryantalist çalışmalar günümüz dünyasında artık anlamını yitirmiş değildir. Ama büyük oranda biçim değiştirmiştir. Önceden yapıldığı şekliyle, Batılı araştırmacıların, Doğuya, bizzat araştırma bölgelerine giderek yaptığı çalışmalara eskisi kadar ihtiyaç duyulmamaktadır. Çünkü Doğulu ülkelerden araştırmacılar bu çalışmaları ya da bilgileri Batılı ülkelere giderek bizzat kendilerine sunma konusunda artık daha isteklidirler.

200 yıllık hazin hikâyemiz

  Batı medeniyeti karşısında yeterince tutunamayan Türkiye ve Japonya gibi ülkeler yaklaşık 200 yıldır Batı’ya araştırmacı, uzman, öğrenci, akademisyen, memur göndermektedir. Bu gün de Afrika’dan, Balkanlardan Ortadoğu’dan, Uzakdoğu’dan, Latin Amerika’dan pek çok ülke, Çin ve Hindistan gibi ülkeler benzer bir yöntemi izlemektedir. Bu ülkelerde, sadece üniversitelerden değil, hemen tüm bakanlıklardan ve kamu kurumlarından, eğitim, bilgi, kültür, görgü amacıyla, çalışanlar Batılı ülkelere gönderilmektedir. Batının birikimini, oradaki bilim ve teknolojiyi, yöntemi yerinde görsünler, gerekli olanları kendi ülkelerine taşısınlar diye, bu ülkeler, kıt kaynaklarıyla, pek çok zorunlu harcamalarından vazgeçerek, ağır maliyetler ödeyerek bu uğraşlarını sürdürmektedir. Peki amaçlanan sonuca ulaşılabilmekte midir? 200 yıldır Batıya eğitim amaçlı insan gönderilmeye devam edildiğine göre pek öyle olmamaktadır. Üniversite yıllarında, “Japonlar, Batının bilim ve teknolojisini alarak ülkelerine döndüler, bizimkiler ise şair olup geri döndüler” derdi bir hocamız. Batıya gidişin, Batıda kayboluşun 200 yıllık hazin hikâyesini, Sezai Karakoç, yedi çocuklu bir baba üzerinden, “Masal” şiiriyle çok güzel anlatır.

Batıya gidip ülkesini çalışmak

“Gönderilen ülkedeki bilgi birikimini, iş yapış yöntemini alıp ülkesine dönsün, ülkesinin gelişmesine katkıda bulunsun” beklentisiyle pek çok ülkeden Batı’ya gönderilen öğrencilerin, akademisyenlerin, araştırmacıların, kamu çalışanlarının, çoğunlukla ülkelerine böyle dönmedikleri acı bir vakıadır. Gönderen ülkelerin üniversiteleri, kamu kurumları gönderdikleri insanların çalıştıkları konulara dair kısa bir araştırma yapsalar bu durum ortaya çıkacaktır.

Pek çok ülkeden Batılı ülkelere giden araştırmacılar, kamu çalışanları, öğrenciler, özellikle sosyal bilimlerde, gittikleri ülkelere dair konuları değil, çoğunlukla kendi ülkelerine dair konuları çalışmaktadırlar. Ne zaman bir Batı ülkesine gidip akademik amaçlı orada bulunanlarla ya da yurtdışından Türkiye’ye dönenlerle biraraya gelsem bu hazin tabloyu görüp üzülüyorum.

Ülkesi için Batı değil, Batı için Türkiye uzmanı olmak

Batı dışı toplumlardan eğitim amaçlı olarak Batı’ya gidenler, farklı nedenlerle, çoğunlukla kendi ülkelerine dair konuları çalışmaları, amaçlanandan çok daha farklı, bazen tam tersi sonuçlar doğurmaktadır. Bu durumda bu ülkeler, kendi fonları ile kendi birikimlerini Batı’ya aktarmış oluyorlar. Gidenler, Batıya dair bir konuyu çalışarak değil, ülkelerine dair bir konuyu çalışıp döndüklerinde ülkelerinde ihtiyaç duyulan açığı kapatmış olmuyorlar. Ülkelerine dair bir konuda çalıştıkları için Batının ülkelerine dair ihtiyaç duydukları konularda uzman olmuş oluyorlar. Türkiye’den örnek vermek gerekirse, 200 yıldır insan göndermemize rağmen, Türkiye’de ABD, Almanya, Fransa gibi en fazla insan gönderdiğimiz ülkelere dair uzman sayısı son derece sınırlıdır. Buna karşılık, Türkiye’nin fonlarıyla Batılı ülkelerde okuyup Türkiye uzmanı olmuş insan sayısı çok daha fazladır. Batılı ülkelere dair bir konuda uzman bulmak zorken, Türkiye’yi ilgilendiren konularda, bu uzmanların Batılı radyo, TV ve gazetelerde, internet sitelerinde sıklıkla boy gösterdiklerine şahit olursunuz.

Batı dışı toplumlardan Batılı ülkelere gidenlerin, ülkelerindeki insan hakları ihlalleri, etnik sorunlar, azınlık meseleleri, stratejik konular, dini hareketler gibi konular üzerine çalışmalar yaptıklarında, artık Batılılar tarafından yapılan yeni oryantalist çalışmalara da ihtiyaç bulunmamaktadır. Çünkü Batılı bir araştırmacının, dil öğrenerek, toplumlar arasındaki farklılıkları bilerek batı dışı bir toplumdaki bir konuyu analiz edebilmesi çok daha fazla zaman alacak ve çok daha fazla maliyetli olacaktır. Ama batılı bir bakış açısına sahip olan, ülkesinin fonları ile Batıya gelen ve Batılı teori ve yöntemler üzerinden ülkesine bakan bir araştırmacı üzerinden benzer konuların çalışılması, zaman ve maliyet açısından çok daha pratiktir. Ülkesinin fonları ile Batıya gelen insanları, Batının ihtiyaç duyduğu alanlarda, Batı için birer uzmana dönüştürebilmek çok zekice bir uğraştır. İlk bakışta gözlemlenebilecek kaba bir uğraş değil, ince, sofistike bir işçiliktir.

Sorun sadece gidilen ülkeden mi kaynaklanıyor? Batı için yapılan çalışmalarla kendi ülkesinde gelecek aramanın, aydın kopuşunun, kendi kendini oryantalize etmenin yol açtığı sonuçlara haftaya değinelim. Ama sorunun sadece gidilen ülkelerden kaynaklanmadığını hatta sorunun daha az bir kısmının Batılı ülkelerden kaynaklandığını şimdiden belirtelim.



Әlaqәli Xәbәrlәr