Gösteri, Muhalefet, İktidar Dili

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz.

Gösteri, Muhalefet, İktidar Dili

Gösteri, Muhalefet, İktidar Dili

                 İçerisinde yol aldığımız küreselleşme çağı hayatımızı çok yönlü olarak değiştirmektedir. Geçmişte uzun yüzyıllara sığdırılamayan değişimler, dönüşümler kısacık anlara sığdırılmaktadır. Sosyolog David Harvey bu durumu “zaman ve mekan sıkışması” olarak tanımlar. Bu dönemde olaylar, ilişkiler, değişimler, dönüşümler çok hızlı akmakta, insanlığın bu hızdan adeta başı dönmektedir. Uzak coğrafyalar yakınlaşmakta, yakınlar ise uzaklaşmaktadır. Önceden bilinmez olan şeyler bilinir; kolaylıkla bilinen şeylerse bilinemez hale gelmektedir. Ortega Gasset’in de belirttiği gibi, “İleri uygarlık, çetin bir problem demektir. Ve gelişme büyüdüğü oranda karşılaştığı tehlike de büyür. Yaşam her gün biraz daha iyi, biraz daha güzel ve bunun kaçınılmaz sonucu, biraz daha karmaşık, biraz daha zor oluyor”.

  Sözü getirmeye çalıştığım nokta, geleneksel dönemlere göre, çok daha farklı kimliklerle, kültürlerle, kurumlarla, örgütlerle birarada yaşamak durumunda olan, bireylerin, grupların, kurumların, devletlerin, diğerleriyle nasıl bir dil/söylem ve konumlanma üzerinden iletişim kuracağı meselesidir. Çünkü geleneksel ilişkilerin kaybolması, hayatın çok yönlü olarak karmaşık hale gelmesi, çok farklı kimliklerle aynı ortamlarda bulunulması belirsizlikleri artırmaktadır. Bugün küresel düzeyde yaşadığımız dışlamaların, nefretlerin, ötekileştirmelerin bir nedeni de karşı karşıya olunan bu belirsizlik halidir. Kullanılan dil ya da konumlanma aslında olağan dönemlerde de önemlidir. Ama belirsizlik hallerinde, diğerlerine karşı kullanılacak üslup, dil ve konumlanma, bireysel, grupsal, kurumsal ya da devletlerarası ilişkilerin şekillenmesinde çok daha etkili olmaktadır. Olağan dönemlerde ya da bilme durumunda hoş görülebilecek pek çok davranış, belirsizlik hallerinde ciddi tedirginler yaratabilmektedir.

Nasıl bir dil/söylem/konumlanma: Gösteri, muhalefet, iktidar?

Bireyler, topluluklar, örgütler, devletler olarak, çevremizdekilerle, bize benzeyenlerle ya da bizden farklı olanlarla nasıl bir dil ve söylem içinde olmamız gerekir? Bu sorunun yanıtı bazen onaylamadığımız davranışları, söylemleri anlamlandırabilmemiz açısından da anlamlıdır. İzleyen satırlarda bu soruna bireyler açısından işaret edeceğim. Ama ortaya konan perspektif rahatlıkla topluluklar, örgütler, devletlerarası ilişkiler açısından da belirli oranda açıklayıcıdır.

İnsanlar arası ilişkilerde nasıl bir konumlanma içinde olmak gerekir? Onlara karşı sürekli tepkisel bir dil/söylem mi kullanacaksınız? Sürekli eleştirel bir üslup kullanıp “bay muhalefet” mi kalacaksınız? Yoksa kim olursa olsun, kurucu, inşa edici bir ilişki biçimi (iktidar dili) mi kullanacaksınız?

Ne demek istediğimi katıldığım bir toplantı ile izah edeyim. İslam ülkelerinden eski bakanların, milletvekillerinin, kanaat önderlerinin katıldığı bir toplantıya davet edilmiştim. Toplantı bir otelde, halka açık olmayan, kapalı bir toplantıydı. Ama konuşmalar inanılmaz hararetliydi. Her hatip kürsüye çıktığında, vallahi, tallahi, billahi ifadeleriyle Arapça heyecanlı konuşmalar yapıyor, salon da yerinde duramayacak şekilde, atılan sloganlardan adeta inliyordu.

Söz bana gelince, şu minvalde bir konuşma yaptım: “Evet İslam dünyasının son derece acı, son derece yakıcı sorunları var. Ama bu bir kapalı toplantı. Bu sorunları serinkanlılıkla ele alıp, çözümler üretebilmeliyiz”. Tahmin edebileceğiniz gibi, ateşli konuşmalar arasında, sakin kalmaya davet eden konuşmam, toplantıda en az alkış alan konuşmaydı.

Bununla birlikte bu toplantı bana üç tür konuşma dilini, üç tür konumlanma biçimini öğretti.

Birinci dil/söylem/konumlanma sokak ya da gösteri dili/söylemi/konumlanmasıdır. Sokak dili zaman zaman kullanılması gereken son derece etkili bir dildir. Bazen mitingler, gösteriler, protestolar amaca ulaşmak için en etkili yollardan biri olabilir. 15 Temmuz’da olduğu gibi, bazen başka hiçbir yöntemle verilemeyecek bir mesaj ya da duruş ancak sokağın diliyle ortaya konabilir. Ama sokak dili gerektiğinde kullanıldığında etkili bir dildir. Sürekli sokağa çağırarak, sokak diliyle mesaj vererek kurucu ve kalıcı ilişkiler/sistemler geliştirilemez. Kültürel bir derinlik, medeni bir zenginlik inşa edilemez. Bahsettiğim kapalı toplantının dili gösteri diliydi.

İkincisi muhalefet dili. Muhalefet dili, sistem içerisinde kalarak, bir şeyi inşa etmeyi amaçlamadan, sadece iktidarı, idareyi, çevrenizdeki yönetici konumdaki insanları eleştiren bir dildir. Arkadaş ilişkilerinde, kurum çalışanlarında sürekli sızlananlar, bir çözüm üretmeksizin sürekli eleştiride bulunan siyasal partiler buna örnek verilebilir. Sadece eleştiren yaklaşımlar işlevsiz eleştirilerden yıkıcı eleştirilere kadar uzanabilir. Oysa eleştiriler bir çözüm önerisiyle birlikte yapıldığında, ya da yapıcı olduğunda kişileri de kurumları oldukça geliştirir.

Üçüncüsü ise iktidar dilidir. Kucaklayıcı, kurucu, inşa edici bir dil/söylem/konumlanmayı içerir. Bu konumlanma biçimi sadece siyasal iktidarlar için değil, bireyler için de söz konusu olabilir. Bazı insanlar diğerleriyle gösteri ya da eleştiri dilinin ötesinde iktidar diliyle ilişki kurarlar. Çevresindekileri kendi yürüyüşlerinin bir parçası haline getirme çabası içinde olurlar. Gençlik yıllarında belki daha tepkisel, daha muhalif bir dil kullanılması olağan karşılanabilir. Çünkü gençlik biraz, dilimizdeki çok güzel ifadesiyle “delikanlılık” yıllarıdır. Ama yaş ilerledikçe, ya da makam yükseldikçe sizden daha çok iktidar dili/söylemi/ konumlanması beklenir. “Taç giyen baş ağırlaşırmış”. Bir an için düşünün. Yaşınızı başınızı almışsınız, belirli makamlara gelmişsiniz. İnsan ilişkilerinizde hala miting yapar havasındasınız, ya da sonuca katkısı olmayan müzmin bir muhalif konumundasınız. Belirli bir yaşa/ makama gelmiş insanlardan daha ağırbaşlı, sorunlara usulet ve suhuletle yaklaşması beklenir. Başkalarına karşı kurucu, inşa edici bir dil, bu dili kullanan bireylere, topluluklara, örgütlere, devletlere her zaman katkı sağlar. İnsan ilişkilerinde kendinizi konumlandırış biçiminiz, kullandığınız dili de doğrudan etkiler.

Bu üç dil dışında, belirli bir çıkar elde etmek için sürekli karşısındakini onaylayan dalkavukluk dili vardır ki, bir şey üretmediğinden bu dili bir dil olarak görmemek gerekir.

Gösteri ve muhalefet diliyle kıyaslandığında, iktidar dili belirli bir olgunluk ve tecrübe gerektirir. İktidar dilini kullanabilmek belirli bir süreç de gerektirir. İktidar dili belirli yanlışlardan öğrenilerek, dersler çıkarılarak öğrenilebilen, geliştirilebilen bir dildir.

Peki siz gündelik yaşamınızda, çoğunlukla kendinizi nasıl konumlandırıyor, hangi dili kullanıyorsunuz?

   Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ünkonuyla ilgili değerlendirmesini sunduk.



Әlaqәli Xәbәrlәr